AnasayfaHABERLER

TO VİMA: "TRAKYA'DA NE OLUYOR"

To Vima gazetesinin 26 Eylül 2004 tarihli sayısında, Yannis Kartalis’in yazısı:
Batı Trakya'daki Müslüman azınlık konusu -Türk-Yunan ilişkilerindeki yeni ortam nedeniyle hemen hemen unutulmuş olan bir konu- geçen hafta, Yargıtay Savcısı D. Linos'un Yüksek Mahkeme'nin genel kurul toplantısında, "İskeçe Türk Birliği"nin kapatılması önerisinde bulunması nedeniyle yeniden gündeme geldi.Savcı bu önerisiyle, daha önce Trakya Temyiz Mahkemesince öne sürülen ve derneğin faaliyetinin ulusal güvenliğe zarar verdiği, aynı zamanda da derneğin "Türk" adını kullanmakta ısrar etmekle aslında varolmayan bir azınlık sorununu ortaya çıkardığı gerekçesine dayanan kararı benimsemiş oldu.
Konu, Türkiye'nin yayılmacı politikası için silah olarak azınlığı kullanmış olduğu, Yunanistan'ın ise azınlığın Ankara'nın Truva atını oluşturduğundan korkarak, azınlığa karşı kabul edilmesi imkansız olan ayrımlar uyguladığı geçmişe ait anıları yeniden uyandırdı. Şimdi, çok şükür, Trakya'da Müslümanlar ile Hristiyanlar arasında tam bir eşitlik hüküm sürüyor ve sadece her iki tarafın bilinen aşırı milliyetçileri zaman zaman sorun yaratıyor. Ankara'nın hedefi -son dönemde açıkça dile getirilmemesine rağmen-
azınlığın Türk olarak tanınmasıdır. Bu hedef, Küçük Asya felaketinden sonra nüfus mübadelesi için 1923 yılında imzalanan Lozan Antlaşması'nı açıkça ihlal ediyor. Lozan Antlaşması'nda Trakya'daki azınlık adlandırılmıyor,mübadeleye "İstanbul'da yaşamakta olan Rumlar ile Batı Trakya'daki Müslümanların dahil edilmediği" belirleniyor. Başka bir ifadeyle, antlaşmada İstanbul'daki Rumların ulusal kimliğinden ve Trakya'daki Müslümanların dini sıfatlarından söz ediliyor. Antlaşmada bu ifade, Trakya'da sadece Türk kökenli Müslümanların değil,Pomakların ve Çingenelerin de yaşamakta olması nedeniyle, Türklerin ısrarı üzerine kullanıldı.Trakya'daki bu azınlıkların dinleri ortaktır fakat dilleri ve ulusal bilinçleri ortak değildir.
Yunan makamlarının geçmişte, bilinen nedenlerden dolayı azınlığın tümünü yalnızlığa itmekle işlemiş olduğu hatalar,Pomaklar ile Çingeneleri Türkiye'nin koruyucu kucağına doğru itti. Böylece Türkiye, Türk kökenli olmayanları da Türkleştirmeye çalışarak bölgeyi gözetimi altında tutma hakkını keyfi olarak elde etmiş oldu. Buna rağmen, bütün bu insanlar Müslüman Yunan vatandaşıdır. Lozan Antlaşmasına göre,
Trakya'daki Müslüman azınlığın tümünün Türk azınlık olarak adlandırılmasına izin verilmiyorken,Avrupa Konseyi'nin Azınlık Haklarını Koruma Sözleşmesi azınlıklara ait olan vatandaşlara kendi ulusal kimliklerini belirtmek hakkını tanıyor. Ancak, bu hak kişiseldir; toplumun tümüne ait bir hak
değildir.Başka bir ifadeyle, herkes kendisini istediği gibi tanımlayabilir, ancak bu hak aynı zamanda toplu halde özerklik ya da kendi kaderini tayin etmek talebinde bulunmak hakkı oluşturmuyor.Türklerin ve Makedonya Slavlarının bilinen sorunları yaratan bilinen çevreleri bunu gözönünde tutmalıdırlar.
Bu bağlamda, İşkeçe'deki Birliğin hedefinin kendilerini Türk olarak tanımlamak isteyenlerin bu hakkını korumak olmadığı ve Trakya Temyiz Mahkemesince alınan kararı aynı zamanda da, Yargıtay Savcısının "Yunan egemenliği içinde yabancı bir ülkenin daha ayrıntılı olarak da Türkiye'nin devlet ile ilgili hedeflerini gerçekleştirmeye çalıştığı" şeklindeki önerisi Mahkeme tarafından kabul edilirse, o
zaman gerekli kararlar alınmalıdır.Öte yandan Hükümet,Ankara ile yeni sürtüşmelere yol açılmaması amacıyla (doğru olarak) sorunun tarafsız adalet tarafından çözümlenmesini bekliyor.


Avustralya basinindan B. Trakya Türklerine ilgi.
AFP:"YUNANISTAN... BIR SAVCI MÜSLÜMAN AZINLIGIN,KE
Ziyaretci DefteriIrtibatArama