AnasayfaHABERLER

Le Monde : “Müslüman, mümkün ama zor”

Le Monde gazetesi’nden -Didier Kunz ve Daniel Vernet, Yaz Olimpiyatlarına ev sahipliği yapacak Yunanistan hakkında hazırladıkları dosya çerçevesinde , Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ile Trakya'daki Türk azınlık konusunda yaptıkları söyleşi:

Trakya’da Yüz Bin kadar Türk Yaşıyor. Eşitlikten Sadece 1991’den beri İstifade Ediyorlar. Ama İkinci Sınıf Vatandaş Olarak Kalmaya Devam Ediyorlar.

En yaygın semptomun ne olduğu sorumuza, Selanik’teki Lebeti Hastanesinde görevli psikiyatri doktoru İbram Onsunoğlu, “Yunanlılarda paranoya, azınlıklarda depresyon” cevabını veriyor. (Bu arada hastanenin adı Fransızca “les bêtes” (hayvanlar) kelimesinden geliyor. Çünkü 1939’dan önce bu bina, Fransız birliğinin atlarını barındıran ahırdı.)

Doktor İbram Onsunoğlu, Batı Trakya’da faaliyet gösteren “İnsan ve Azınlık Hakları Hareketi”nin de sorumlusu. 1923’teki Lozan Anlaşması ile onaylanan halk mübadelesinden (Küçük Asya’daki Yunanlılara karşı Yunanistan’daki Türkler) kurtulan Müslüman toplumun üyelerinden biri. “Müslümanlar” diye anılan bu toplumun üyelerinin sayısı yüz binden biraz fazla. Türkler, (İslamlaştırılan Slavlar) Pomaklar veya Çingeneler, Bulgaristan ile Türkiye sınırlarındaki bu bölgenin nüfusunun yaklaşık üçte birini temsil ediyorlar.

Ortalamanın üzerindeki doğum oranına rağmen git gide daha azınlıkta kalıyorlar. Bunun birinci sebebini göç oluşturuyor: 1960-1970’li yıllarda aralarından çalışmak için Almanya’ya gidenler olmuştu. Ama gidenlerin çoğu, uyrukla ilgili düzenlemeleri yapan eski 19’uncu maddeden dolayı geri dönüş imkanını kaybetmişti. Zira anılan madde, Yunanlı yetkililere, yurtdışında “çok uzun süre” kalan “etnik anlamda Yunanlı olmayan” kişilerin elinden Yunan vatandaşlığının alınmasına izin veriyordu.

İkinci sebebi de yine göç oluşturuyor: Pontuslara, bir başka deyişle 1914’ten önce Karadeniz’in kuzeyine yerleşen bu Yunanlılara, SSCB’nin ortadan kalkması göç etme imkanı tanımıştı. Yunanlı yetkililer de, Müslümanlara karşı Hıristiyanların ağırlığını güçlendirmek amacıyla Batı Trakya’ya yerleşmeleri şartıyla onlara vize, ücretsiz lojman ve iş verdiler.

Yunanistan’ın 1981’de Avrupa Topluluğu’na girmesinin ardından Atina’nın azınlıklara saygı konusundaki Avrupa kurallarına uyum sağlaması ve Trakya Müslümanlarını dışlamaya son vermesi için yine de yıllar geçmesi gerekti. Ankara ile bir yakınlaşma döneminin yaşandığı 1926’da Yunanistan Başbakanı Eleuthérios Venizelos, Bulgaristan’dan korktuğu için bu Müslümanların “Türkler” diye anılmasını istemişti. Ama sonra toprak iddiasında bulunabilecekleri korkusuyla “Türk” kelimesinin kullanılması yasaklanmıştı. Yakın bir geçmişte, 2002’de dönemin Dışişleri Bakanı Georges Papandreaou, Yunanistan’daki “Türk azınlığından” bahsettiği için skandal yaratmıştı.
Bunun en az üzücü olaylar arasında yeraldığını söyleyebiliriz. Zira Metaxas diktatörlüğü zamanına (1936-1941) dayanan uyrukla ilgili 19’uncu maddenin uygulanmasının dışında bir de Batı Trakya Müslümanları, ehliyet ve imar izni de alamıyorlardı. Yüzde 90’ı çiftçi olan bu Müslümanların toprakları istimlak edilmiş ve “Pomak rezervi” diye bilinen Bulgaristan sınırı boyundaki 40 kilometrelik yasak bölge uygulaması 1990’lı yılların ortasına kadar devam etmişti.
Önce sağ partili Başbakan Konstantin Mitsotakis’in, Batı Trakya’nın başkenti Gümülcine’deki Astoria Otelinin balkonundan yaptığı konuşmada “yasa önünde eşitlik olduğunu” ilan etmesiyle, sonra Yunanistan ile Türkiye arasında başlayan yakınlaşmayla birlikte durum, 1991’den itibaren değişmeye başladı. Azınlıkların başlıca isteklerinden biri olan eğitim sistemi iyileştirildi. Zira birkaç üniversite öğrencisi Türkiye’ye gitmek durumunda kalıyordu.

Azınlığa dahil çiftçilerin elinden alınarak 3000 ha üzerine inşa edilen Gümülcine’deki Démocrite Üniversitesinde 1993’te tek bir Müslüman öğrenci yoktu. 1995’te Eğitim Bakanı Georges Papandreou, azınlığa mensup öğrenciler için Yunan üniversitelerine yüzde 0,5’lik bir kota getirdi. İki dil bilen öğretmenler yetiştirildi. Trakya’nın ilk Müslüman belediye başkanlarından biri olan Habib Habib, “çünkü çocuklarımız, ne Türkçe’yi ne Yunanca’yı iyi konuşabiliyorlardı” diyor. Biri Gümülcine’de, diğeri Pomakların yaşadığı Şahin’de olmak üzere iki Kur’an Kursuna da izin verildi.

İbram Onsunoğlu, “Bölünmüş Bir Kimliğe” Sahip Olduğunu Kabul Ediyor: “Ne Türk Vatandaşı, Ne Gerçekten Yunan Vatandaşı. Çünkü Devletin Mesajı bizim İstenmeyen İnsanlar Olduğumuz Yönündedir.”

1998’de 19’uncu madde yürürlükten kaldırıldı, sonra da kimlik kartlarındaki din hanesi. İkincisi, Müslümanlara göre, daha ziyade sembolik nitelik taşıyan bir önlem: “Taşıdığımız isimlerden dolayı memurlar, bizi hemen tanıyorlar” diyen İbram Onsunoğlu, “bölünmüş bir kimliğe” sahip olduğunu kabul ediyor: “Ne Türk vatandaşı, ne gerçekten Yunan vatandaşı. Çünkü Devletin mesajı bizim istenmeyen insanlar olduğumuz yönündedir.” Ama geleceğe güvenle bakıyor: Önceleri Devlet, Türk karşıtı ırkçılığı ezmiyordu. Bugün ise Türk karşıtı ırkçılık sadece aşırıcılara mahsus.


Bati Trakya’da Ögretmen Sikintisi
Yüksek Tahsilliler "Dayanisma Gecesi"nde bulustula
Ziyaretci DefteriIrtibatArama