AnasayfaBATI TRAKYABATI TRAKYA HABER ve DUYURULAR

29 Ocak’ı Anma Töreninden Çıkan Önemli Mesajlar
İsmail Rodoplu:
“Türk Türke rey versin...!”

29 Ocak olaylarını anma töreni 29 Ocak 2004 tarihinde Gümülcine Türk
Gençler Birliği salonunda yapıldı. Törene Gümülcine ve İskeçe seçilmiş
müftüleri İbrahim Şerif ve Mehmet Emin Aga, Rodop Milletvekilleri Galip
Galip, Ahmet Mehmet, Eski Milletvekilleri İsmail Rodoplu, Ahmet
Faikoğlu, Gümülcine Türk Gençler Birliği Başkanı Adnan Selim, İskeçe Türk
Birliği Başkanı Çetin Mandacı, Batı Trakya Azınlığı Yüksek Tahsilliler
Derneği Başkanı Murat Yunus ile çok sayıda soydaş katıldı.
Tören esnasında, oyların Türklere verilmesini vurgulayan İsmail
Rodoplu ile Ahmet Faikoğlu‘nun yaptığı konuşmalar dikkat çekti. Anma
töreninde aşağıdaki konuşmalar yapıldı:

Murat Yunus – Batı Trakya Azınlığı Yüksek Tahsilliler Derneği Başkanı:

‘Sayın Milletvekilleri,
Danışma Kurulu’nun saygıdeğer üyeleri,
Azınlık Dernekleri’nin saygıdeğer Başkanları,
Değerli dostlar ve büyüklerim,

29 Ocak Türklük yürüyüşünün 16. yıl dönümünde bu tarihin, Batı Trakya
Türklüğü için ve Batı Trakya Türk Azınlığı’nın Yunanistan’da, kendi
doğup büyüdüğü topraklarda, Hristiyan Helen çoğunlukla, barış içinde,
dostça, huzurlu ve müreffeh bir şekilde bir arada yaşayabilmesi için gerekli
olan temel ilkenin bütün açıklığıyla ortaya konduğu bir dönüm noktası
olduğunu her geçen gün daha iyi anlıyoruz.
29 Ocak 1988 tarihinde Yunanistan Avrupa Birliği’nin sadece 7 yıldır
tam üyesiydi. Avrupa Hukuku ve demokratik kurallar henüz tam olarak
yerleşmemişti. Ülke içinde siyasi partiler, merkez sağ ve merkez sol ayrımı
olmaksızın ulusal politikalarında ve kendi aralarındaki rekabette dış
politikadan kaynaklanan sorun ve endişeleri kendilerine dayanak noktası
yapmışlardı. Asker sivil makamlar, yediden yetmişe kamu oyu doğudan
gelen tehdit ve Türk tehlikesi beklentisiyle hareket ediyorlardı.
Kalkınmaya, eğitime ve sağlığa ayrılması gereken ulusal kaynaklarımız
silâhlanmaya aktarılıyordu. Türk – Yunan ilişkilerinde, anlaşılamayan nedenlerle
her gün yeni buhranlar yaşanıyor, sanki bir sonraki gün kıyamet günü
olacakmış gibi kehanetler medyayı işgal ediyordu.
İşte bu koşullarda, 150 bin Batı Trakya Türkü, bir taraftan toprakları
istimlâk edilirken, kutsal mekânları aşağılanır ve saldırıya uğrarken,
evlerinin damını aktaramaz, rüşvet vermeden veya araya aracı koymadan
bir oto ehliyeti dahi alamazken, bağrına taş basmış, Türklüğün
ananesinde vatana ihanet yoktur demiş, evlâtlarını Yunan Ordusuna asker
göndermiş, bu toprakların ve bu bayrağın bekçiliğini de yapmayı sürdürmüştür.

Saygıdeğer konuklar,
Şair ‘Şimdi yeni şeyler söylemek lâzım’ demiş. Biz yeni şeyler
söylemeye hazırız. Aslında aydınlık ve güvenli yarınlar için başka yol da
olmadığını görüyoruz. Ancak yeni şeyler söylemek demek, ne kimliğimizden ve
kültürümüzden, ne de tarihi mirasımızdan ve toplumsal varlığımızdan
vazgeçmemiz anlamına gelir. Yani bizler geçmişi unutmadan ama geçmişe
takılıp kalmadan yeni Avrupa’nın aydınlık penceresinden bakarak, hak ve
hukukumuzu savunmaya ve gerektiğinde haykırmaya devam edeceğiz.
Talep ve beklentilerimiz dünden farklı değildir. Azınlığın sorunları
çok derin fakat sayıca fazla değildir. Bu sorunların hiç birisinin çözümü
imkânsız ve güç değildir. Sebebi de gayet basit: Bugün karşı karşıya
bulunduğumuz sorunlar, dün yine bu ülkede bu topraklar üzerinde bu
devletin bayrağı altında kullanmakta olduğumuz haklarımızın engellenmesinden,
kısıtlanmasından veya aşındırılmasından doğmuştur. Dolayısıyla biz hak
talep etmiyoruz, haklarımızın iadesini istiyoruz. Yapay ve yanlış olan
haklarımız değil, bu haklarımızın çiğnenmesidir.
Vatandaşının hangi kimliğe sahip olduğunu, hangi kökenden geldiğini,
hangi dili konuşup öğrenmek istediğini devletin tayin etmesi 21. yüzyılda
tahayyül edilemez. Hele Avrupa da bu asla mümkün olmamalıdır. Türk
Kimliğimizden ötürü yok adledilmemiz inanılması güç bir tutarsızlıktır.
Dünyanın başka devletlerine insanlık ve medeniyet dersi veren bir Avrupa
ülkesinin herşeyden önce kendi içindeki eksiklikleri gidermesi,
çarpıklıkları düzeltmesi lâzımdır.
Batı Trakya Türkleri olarak Yunan vatandaşı olmaktan utanç duymuyoruz.
Ancak bizim ve çocuklarımızın Yunan vatandaşı olmaktan utanmamakla
kalmayıp gurur da duyabilmemiz için Yunanistan’ın da vatandaşlarından
bazılarının Türk olduğu gerçeğini içine sindirmesi ve bununla da kalmayıp
Türk kökenli vatandaşlarının da bulunmasından memnuniyet duyması gerekir.
Son bir iki hafta içinde, Türk kimliğimiz telâffuz edilmemekle birlikte
hem iktidar hem de Anamuhalefet Liderlerinin, ‘Azınlığımızın Yunanistan
için bir tehdit ve tehlike kaynağı olmadığını, aksine komşu Türkiye ile
ilişkilerde değerli ve sağlam bir dostluk köprüsü’ olduğu şeklinde
ifade ettikleri görüşleri ümit verici ve pozitif yönde atılmış bir adım
olarak değerlendiriyoruz. Temennimiz odur ki bu çok önemli sözler,
geçmişte pek çok defa yaşamış olduğumuz gibi içi boş ve arkası gelmeyen,
seçimden sonra unutulan beyanlardan ibaret kalmaz. Liderlerimize mesajımız
şudur: Halıkımız görüyor, işitiyor ve unutmuyor. Dolayısıyla bu
sözlerinizin arkasında durmanızı ve onları hayata geçirmenizi bekliyoruz. Bu
doğrultuda atacağınız adımlarda, hangi görüşte olursanız olun halkımız
samimi ve dürüst olan herşeyi ödüllendirecektir.

Saygıdeğer Danışma Kurulu üyeleri, Değerli dostlarım,
Çok yakında ülkemiz genel seçimlere gidecektir. Batı Trakya
Türkleri’nin nüfus içindeki oranı %1’in üzerindedir. 70 bine yakın seçmenimiz
olduğu söyleniyor. Doğru işleyen bir demokraside en doğal hakkımız olan
temsil edilme hakkımızı engellerle, entrika ve hilelerle karşılaşmadan
rahatça, başkaları tarafından hor görülmeden, aşağılanmadan huzur ve güven
içinde kullanabilmesi gerekir. Avrupa demokrasilerine ve Hukuk
Devletine yaraşan budur. Bizler de onurlu, uyumlu, güvenli Yunan vatandaşı
Türkler olarak demokratik katılımın gereklerini yerine getirmeli,
halkımızın vatan Yunanistan’da lâik olduğu şekilde ve düzeyde temsil edilmeye
devam etmesini sağlamalıyız.

Bu duygu ve düşüncelerle şanlı 29 Ocak Türklük yürüyüşünün yıldönümünü
kutluyor hepinizi saygıyla selâmlıyorum’.



İsmail Rodoplu:

‘Evet tekme tokat yok ama, usuletle çok şeyler yapıldığına
inanıyorum. Dönen dolaplar içerisinde, Batı Trakya Türk Azınlığını birlik ve
beraberlik içinde görmemek için, üçe dörde bölmek istiyorlar, bu hileye
başvuruyorlar. Fakat onda da başarılı olamayacaklarını ben yediğim ekmek
gibi biliyorum çünkü gene bardağı taşıran hata yapacaklar ve gene bir
elli sene sonra bakıyorsunuz Batı Trakya Türkü dimdik ayakta olacak. Ama
bu sefer iyi tarafımız şöyle oluyor. Biz dün akşam Faikoğlu’yla
birlikte Almanya’dan geldik. Oradaki federasyonumuz dedi ki, biz işçi
olduğumuz için, Batı Trakya Türk Azınlığı’nın direniş ve ayaklanma gününü 24
Ocak ya da 31’de kutlayabiliriz. Orada çalışmalar yaptık. Oradaki
soydaşlarımıza, Batı Trakya’nın bugünkü, dünkü durumu ile 29 Ocaklara varan
olayları anlattık. Faikoğlu arkadaşımla berberdik daha dün akşam geldik.
Anlatmak istediğim, 1967’de kapıların altından atılan ‘Almanya’ya
gitmek ister misiniz, Cuntanın başlamasıyla, bu insanlar azalsın buradan,
kaçsınlar buradan, belki biraz daha rahata kavuşuruz felsefesi ile
yapıldı. Ama, baktık ki ben 1984’te gittiğim zaman 4,5 dernek vardı, şimdi
28 tane dernek olmuş. Ve İngiltere ile birlikte büyük bir federasyon
kurmuşlar. Dimdik diri ayakta insanlar var. Sadece bizden haber
bekliyorlar; sizin Batı Trakya’da yaşayan soydaşlarımızın şartları neyi
gerektiriyorsa bizlere malumat verin, biz hazır, bizleri haberdar edin.
Anlatmak istediğim, 16 sene öncesine geriye döndüğümüzde baktık ki hiç
kaybetmiş bir şeyimiz yoktur. Ha şimdi Yunanistan’la vatandaş olarak
mücadelemiz var, AB vatandaşı olarak var, bunun mücadelesini yapıyoruz. Yalnız
bir şeyi vurgulama istiyorum. Bizde Yunanistan’da gördüğüm kadarıyla,
partiler bizim düşmanımız değil, devlet bizim üzerimizde bazı
politikaları uygulamaktadır. Ama biz de buna karşı uyanık duracağız. Ben ne yazık
ki Yüksek Tahsilliler Derneği’nin genel kurulunda bulunamadım. Biz
zamanımızda 25-30 kişiyle başladık, 91’de teslim ettiğimi zaman 120
kişiydi, şimdi ise 500 kişiye varmış ve Yüksek Tahsilliler Derneği ilk defa bu
kadar canlı günler yaşamış. Ben kendim görmedim ama, bu gün burada
gördüklerimle gurur duymaktayım. Anlatmak istediğim hiç kötüye gidişin
olmadığıdır. Evet, devlet ne yapacaksa yapacak, ama biz de varlığımızı,
birliğimizi, 6 asırdan beri yaşadığımız bu topraklarda, ne yapacağını
bilen insanlarla mücadelesini veriyoruz. Öyle zannediyorum ki gelecekte 29
Ocaklar yaşanmayacak, belki sevinçli ve neşeli günler yaşayacağız
gibime geliyor. Yunanistan bu gerçekleri kabul etmek zorunda. Nitekim ölen
Papandreou Dedeağaç’ta Jivkof’la dans ederken, gizli odalarda ‘sen nasıl
anasını belliyorsun Bulgaristan Türklerinin, ben de onun yapayım
derken”, şimdi oğlu geldi ‘başbakan olacağım’ diyor. ‘Size mazide zulme varan
derecede haksızlık yaptık’ diyor. Yani bunları bizim telafi etmemiz
lazım diyor. ‘Siz de bizim vatandaşımızsınız, sizin de haklarınız var’
dediğini ben gazetelerden duydum, kendinden duymadım. Şimdi bu söylediğim
şey altı yedi sene içerisinde değişti. Konumumuzu sağlam tutalım,
birlik ve beraberliğimizi sağlam tutalım. Arkadaşlar burada bir şeyler
söylediler. Türk Türke rey versin. Bizim onlara karşı bir düşmanlığımız yok.
Kur’an-ı Kerim’de ‘Lekum dinikum vel yedin’ yazar. Onlar kendi
dindaşlarına, biz de kendi dindaşlarımıza. Ondan sonra dertlerimizi tekrar
paylaşırız. Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim. Sözü Faikoğlu’na vermek
istiyorum.

Ahmet Faikoğlu:

‘Çok değerli Batı Trakya’lı soydaşlarım. Batı Trakya Türk Azınlığı’nın
tarihi bir gününü yaşıyoruz. Türk Azınlığı 80 seneden beri bu devlete
bir hainlik yapmadı. Batı Trakya Türk Azınlığı’nın bugün kıvanç günü.
Fakat, bir vatandaş olarak, ‘maalesef maalesef’ diyerek, bu devletin
utanç günü. Utanç günü çünkü medeniyet beşiği diye bilinen ve bugün AB’nin
başkanlığını yapmış ülkemiz, her ne kadar parti başkanları gelirse,
özür dilerlerse, haksızlığa uğrattık derlerse; bu Papandreou için de
geçerli, Karamanlis için de geçerli, adan zeye kadar bütün partiler için
geçerlidir. Bu hepsinin artistliği ve oyunudur. Batı Trakya Türkü’nün
burada, içten içe onlar için milli bir tehlike arzettiğini her zaman
aralarında konuşuyor ve bu dışarıya da aksediyor.
Sevgili kardeşlerim, bir insanın sizlere kendisini anlatmak kadar
zor bir şey yoktur. Bizi tarih yazdı, bırakalım o zamanı yaşayanlar,
ileride bizi bize anlatsınlar daha iyi olur. Ben kısaca, her ne kadar
siyasi partilerden hor görülsek de ki ben bu hususta manen müsterihim,
istenilmiyorsam değil, fakat yine bir siyasetçi ve Batı Trakya’da Türk
Azınlığı’nın da inandığım kadarıyla, en azından bana öyle geliyor, gönlünde
taht kurmuş milletvekiliyim hala.
Size başımdan geçen canlı bir olayı anlatmak istiyorum müsaadenizle.
Bu da Galip arkadaşımız ve gerekse de Rodoplu seçimlerden söz ettiler.
Dolayısıyla ben de bu seçimlere değinmeden yapamayacağım. Sevgili
kardeşlerim. 1985 –89 yıllarında Andrea’nın PASOK partisinden
milletvekiliydim. O zamanki şartlara göre bir milletvekili devlet dairelerine
atamalar yapıyordu. Git ver içeriye adını başbakanlıktan; birini telefon
idaresine, birini 4. Kolordu’ya, birisini belediyeye şuraya buraya,
bankalara, bir sürü memur tayin ettik. İçişleri Bakanlığı’na, Dışişleri
Bakanlığı’na ve OGA’ya bir sürü memur tayin ettik. Bunların içinden hiç Türk
olmayan Portolagos’tan Yunanlı bir vatandaş geldi. ‘Kalimera kiriye
vulefta, kalimera’. Ben Portolagos’tanım. Balıkçıyım, şeker hastasıyım ve
hanımım da hasta. Kızım 4. Kolordu’da görevliydi. Kızımı yapılan anlaşma
üç aydı, işten çıkardılar. Çok rica ederim, çok ihtiyacım var, benim
kızımı bir göreve getir ki hayatımız rahata kavuşsun. Ben de o zaman
hemen telefon idaresine gittim ve kendisine üç aylık bir iş verdim. Üç ay
sonra kızı işten çıkardılar. Yani tekrar geldi. ’Kirie Vulefta, gene
işten çıkardılar, ne olacak, gene tamam’. Oradan yaptık, buradan yaptık;
gene 4. Kolordu’da bir işe başladı. Öyle nasip oldu ki orada devamlı
işçi olarak kaldı. Kızcağız oraya yerleşti. ‘Sayın milletvekili, sıkılma,
seçimlerde bak göreceksin senin için yırtınacağım. Tamam be yani oldu.
Gel git, tabi bizim bugün kutlamakta olduğumuz 1988’de ilk kutlamayı
yaptık, gazetelerde yayınlandı; yürüyüşler yapılmış, kutlama yapılmış
falan. Rumlar kendi aralarında ‘bunlar nasıl ayaklandı, devlet içinde
devlet mi’ gibilerden hır zır başladı. Bir gün, seçimler de yaklaşıyor,
Yani’yi efendiler Portolagos’ta kahveye davet ediyorlar. ‘Gel bakalım
Yani. Biliyoruz senin kızını Faikoğlu tayin ettirdi. 4. Kolordu
Komutanlığı’na devlet memuru yaptı. Bak dikkat et bu Türke buradan rey çıktı,
karının bir de senin üç reyi var, kendine Pazartesi günü reyler olduktan
sonra köy bul, mezar bul ve burasını terk et’ . Adam şaşkına varıyor.
’seni linç edeceğiz’ diyorlar. Adam şakın gibi benim büroma geldi. Kendisi
balıkçı olduğundan bana levrek getirmiş. ‘Sayın milletvekili, kalimera
kalimera. Ben sana söz verdim sayın Faikoğlu, üç reyim var, bana ekmek
verdin, sabah kalktığım zaman Hristos’a- Panagia’ya haç çıkarıyordum,
arkadan da vallahi de billahi de senin adını anıyordum, çünkü bizim
hayatımızı kurtardın. Fakat gel gör ki beni Pazar günü davet ettiler ve
dediler ki ‘sen eğer buradan bu Türke reylerini verirsen, kendine köy ara,
git ve bir daha yanımıza yaklaşma, seni tecrit etme kararı aldık.
Senden bir ricam var. Sözüm söz. Ama, bu yardımım şu şekilde olacak. Sana,
üç değil, beş tane taksi kiralayacağım, bu taksinin parasını ben
ödeyeceğim, etme eyleme sayın milletvekili bu üç reyimi sana veremeyeceğim.
Sevgili kardeşlerim, üç değil İskeçe 12 bin, burası 10 bin Türk reyi
doğrudan doğruya rumlara gidiyor. Bu, şeref, haysiyet Batı Trakya’nın dini
ve milli varlığı bu şekilde ziyan olurken, karşı taraf üç rey
vermezken, bizler 300 değil 3000 rey veriyoruz, ayıp. Bunun için Nea
Dimokratia’ya rey vermek isteyen, Nea Dimokratia’da adaylar var. Ahmet’e Mehmet’e
versin. Türkün reyi Türke gitmelidir. PASOK partisine rey veren, PASOK
partisindeki adaylara versin. KKE orada da var. Nerede istersek
adamımız var sevgili kardeşlerim. Bu münasebetle Türkün dostunun Türk olduğu
unutulmamalı.
Daha fazla konuşacak çok şeyler var ama, sizleri burada uzun uzun
bekletmek istemiyorum. Beni dinlediğimiz için hepinize teşekkür eder,
inşallah 7 Mart’taki seçimlerde, İskeçe ve Gümülcine’de Türk Azınlığı’nın
yüzünü güldürecek. Güldürecek, çünkü unutmayın, eğer Türkiye
Cumhuriyeti’nden, Anavatanımızdan, milletvekilsiz kalırsak, bir bakan gelirse,
bir heyet gelirse, veya herhangi birileri gelirse, İskeçe’lileri
Sgouridis mi temsil edecek? Sınırdan o mu alacak? Gümülcine’den Babasidi mi
alacak? Evripidi mi gidip sınırdan alacak? Soruyorum sizlere. Türk
Azınlığı’nı, Türkleri, Türklerden başka hiç kimse temsil edemez. Buna zaten
hakları yok. Hele hele 30 bin çocuğun canına kıyan Apo’yla yan yana gezen
Sgouridis’e İskeçe’lilerin asla yaklaşmamaları gerekir. Dikkat etmek
lazımdır. Türk adaylar her yerde var. Türkün reyi, namusu, haysiyeti ve
şerefi olarak kabul edilmeli ve Türklere verilmelidir. Saygılarımı
sunarım efendim. ’

secimler ve kibris sorunu
yeni bir dernek daha
Ziyaretci DefteriIrtibatArama